Kronik venöz yetmezlik bağlamında değerlendirilen varisler, özellikle alt ekstremitelerdeki yüzeyel venlerin dilatasyonu ve fonksiyon bozukluğu ile karakterizedir. Varis tedavisinde invaziv cerrahi yöntemlerin yanı sıra minimal invaziv teknikler de giderek yaygınlaşmaktadır. Bu yöntemler arasında skleroterapi, özellikle de köpük formu (foam sclerotherapy), hem etkinliği hem de hasta konforu açısından öne çıkmaktadır (O'Hare et al., 2008).
Köpük skleroterapisinde, polidokanol veya sodyum tetradesil sülfat gibi sklerozan ajanlar hava ya da karbondioksit ile karıştırılarak köpük haline getirilir ve ultrason rehberliğinde variköz vene enjekte edilir. Bu formülasyon, ilacın damar duvarıyla temas süresini artırarak daha etkili bir fibrotik yanıt oluşturur (Rabe et al., 2010).
Yöntemin başlıca avantajları arasında cerrahi kesi gerektirmemesi, lokal anesteziyle uygulanabilir olması ve ayaktan tedavi imkânı sunması yer almaktadır. Hastalar işlem sonrası kısa sürede günlük aktivitelerine dönebilmektedir (Tisi & Beverley, 2006). Ayrıca köpük skleroterapi, estetik kaygı taşıyan hastalar açısından da avantajlıdır; çünkü iz bırakmaz ve kozmetik sonuçları tatmin edicidir.
Köpük tedavisinin bir diğer önemli avantajı, ultrason eşliğinde derin yerleşimli veya gözle görülmeyen venöz yapılar üzerinde de uygulanabilmesidir. Bu, özellikle retiküler venler ve perforan venlerde etkinliğini artırmaktadır (Rasmussen et al., 2011).
Sonuç olarak, köpük skleroterapisi, minimal invaziv doğası, yüksek hasta memnuniyeti ve maliyet etkinliği sayesinde varis tedavisinde güçlü bir alternatif olarak değerlendirilmektedir.
Bilgilendirme notu
Bu yazı kalp ve damar cerrahisi kaynaklarına dayanan genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi kararı için hekim muayenesi gereklidir. Varis şikâyetleriniz için randevu alabilirsiniz.