Varis yarası, tıbbi literatürde venöz ülser olarak adlandırılır ve kronik venöz yetmezliğin en ileri evre komplikasyonlarından biridir (Callam, 1994). Genellikle ayak bileği çevresinde, özellikle medial malleolün (ayak bileğinin iç kısmı) hemen üzerinde lokalize olur (Nelzen, 2008). Venöz ülser gelişiminde temel etken, derin venöz sistemdeki kapak yetmezliği sonucu venöz basıncın artması ve bunun cilt mikrosirkülasyonunu bozarak doku iskemisine yol açmasıdır (Eberhardt & Raffetto, 2014).
Erken dönemde varis yarasının öncül belirtileri arasında bacaklarda kronik ödem, ayak bileği çevresinde hiperpigmentasyon (hemosiderin birikimi), lipodermatoskleroz (cilt ve cilt altı dokunun sertleşmesi) ve atrofie blanche (beyaz skar alanları) sayılabilir (Vowden & Vowden, 2016). Cilt incelir, gergin ve parlak bir görünüm kazanır. Bu aşamada en ufak travma bile cilt bütünlüğünü bozarak ülser oluşumunu tetikler.
Gelişen yara genelde yüzeysel başlayıp çevre dokulara yayılır. Ülser kenarları düzensizdir ve yara yatakları fibrinöz veya granülasyon dokusu ile kaplı olabilir. Akıntı genelde berrak veya sarımsı olup enfeksiyon eklendiğinde kötü kokulu ve irinli hale gelir (O'Donnell et al., 2014). Ağrı, venöz ülserlerde değişkenlik gösterir; özellikle enfeksiyon veya ekzema varlığında şiddetlenebilir. Yara çevresinde sıcaklık artışı, eritem (kızarıklık) ve hassasiyet, lokal inflamasyon veya sekonder enfeksiyonun belirtisidir.
Tedavi edilmediği takdirde varis yaraları kronikleşerek hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Bu nedenle erken dönemde venöz yetmezliğin kontrol altına alınması, kompresyon tedavisi ve düzenli yara bakımı büyük önem taşır (Harding et al., 2015). Uzun süre kapanmayan yaraların mutlaka uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gereklidir.
Bilgilendirme notu
Bu yazı kalp ve damar cerrahisi kaynaklarına dayanan genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi kararı için hekim muayenesi gereklidir. Varis şikâyetleriniz için randevu alabilirsiniz.